Zenginlik, dindarlığımızı gölgeler mi?

“Zenginlik dindarlığımızı gölgeler mi?” sorusuna, başka bir soruyla giriş yapalım müsaadenizle.

Peygamber Efendimiz fakir miydi?

Elcevab, hayır.

Aksine çok başarılı bir iş adamıydı. Bu özelliğinden dolayı çok genç bir yaşta Haticet’ül Kübra (r.anh) onu ticaret kervanlarının yöneticisi yapmıştı. İyi bir geliri, saygın bir konumu vardı toplumda.

Varlıklı olması peygamberlikle görevlendirilmesine mâni olmamıştı. Varlıklı olması, insanlığın en takvâ sahibi kişisi olmasını da engellememişti. Lâkin o, varlıklar içerisinde zâhid olmayı tercih etmişti.

O değil miydi ki, Allah (c.c), kendisini kul bir peygamber olmakla melik bir peygamber olmak arasında muhayyer bıraktığında; “Ben kul peygamber olmayı tercih ediyorum!” diyen! (Buhari: 3/1417, hn. 3691, Tirmizi: 5/608, hn. 3660)

Bu makamda başka bir söze hâcet var mı!

Bir soru daha. Râşid halifeler fakir miydi?

Meselâ Hz. Ebu Bekir fakir miydi?

Hayır, o da gâyet başarılı ve zengin bir iş adamıydı. Zenginliği onu Hz. Peygamber’den sonra takvâda mü’minlerin “rol modeli” olmasını engellememişti.

Peki, Hz. Ömer fakir miydi?

O da varlığı ve verâsıyla meşhurdur. Beytülmal hükmünde olmasına rağmen tasarrufatlarıyla âdil olmanın darb-ı meseli olmak nasıl mümkün oldu sanıyorsunuz. Hz. Ömer, câhiliye döneminde ise Mekke yönetiminin dışişleri bakanlığı görevini yürütüyordu. Tâcirdi, başarılıydı ve de râşid halifelerin ikincisiydi.

Ya Hz. Osman?

Onun zenginliği ise dillere destandı. Hem de İslâm ordusunun savaş techizatını rıza-yı ilâhi için tek başına karşılayacak kadar zengin. Hayânın timsâli, râşid halifelerin üçüncüsü emsâl bir kişilikti.

Hz. Ali’ye gelince.

Râşid halifeler arasında fakir olan tek kişi oydu. Gönlü en zengin fakirdi. Yiğitti, hikmet sahibiydi, ama fakirdi.

Şimdi bu tabloya bakarak mal ve dindarlık ilişkisini müslümanca yorumlayabiliriz sanırım.

İslâm’da; servet sahibi olmak dindarlığa engel değildir kuşkusuz. Hz. Peygamber’den ve cennetle müjdelenmiş hulefa-yı râşidinin hayatından bunu anlıyoruz. Hiçbir zâhid onlar kadar zâhid, hiçbir ehli takvâ onlar kadar ehli takvâ olamaz!

Şifa bulması gereken kavramlarımızdan birisi de zühddür. Kimilerinin anladığı gibi zâhitlik, fakirlik değildir.

Bence zâhitliğin sırrı; onların mal ile kurdukları ilişkide yatmaktadır.

Mal, onların kalbini istila edememişti. Mal, onların kalbinde değil, avuçlarında bir hizmet aracıydı. Dünyalıkları emânet biliyorlardı. Gerçek Mâlik Allah’tı. Mutlak sahip, Rab olandı. Onların şuur dünyasında, Allah’tan başka rab yoktu.

Fakir olup da dünyalıklara posta koymak kolaydır, bekara karı boşamanın kolay olması gibi. Zengin olup da dünyayı küçümsemek ise, her babayiğidin harcı değildir. Varlıklı olup da dünyalıklara rağbet etmemek, sahte yeryüzü cennetini elinin tersiyle itip rıza-yı ilâhîye talip olmaktır zühd.

Günümüz Müslümanlarının önemli bir sorunsalı da mal ve mülkle mü’mince bir ilişki kuramamaktır. Bu yüzden de bu konuyu zaman zaman gündeme getiriyor, sesini daha fazla toplum katmanlarına ulaştıracak duyarlı insanların uyarılarını elzem görüyorum.

.s.demirel

Reklamlar
Zenginlik, dindarlığımızı gölgeler mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s