HAMED ZİYAUDDİN GUMUSHANEVİ HZLERİ HAYATI

Hamd, Ademi ve ışıklar yayan yıldızlan yaratan, gökleri ve rahmetler yağdıran bulutları bedii bir düzende var eden, Allaha mahsustur. O Şer’ i Şerifi ve onun ashabını koruyup, tulü eden yıldızlar gibi yüceltti de bu sebeple sinelere ve sinelerdeki gönüllere hayat verdi. O Resulünü hidayetle ve Cevamiül Kelim (Kur’ an) ile gönderdi. O Peygamberi (s.a.v.) i hücceti ile ve en bariz, burhanlarla teyid buyurdu. Allah. Ona vahyettiği Şeriat ve Onun hadisleri ile kulakları şereflendirdi.

Salât ve Selam, rahmetlerin yağdığı ve gözlerin yaş döktüğü sürece, nur kaynaklarının menbaı Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ve onun Al-ü-ashabı üzerine olsun.

Bu Fakir ve Zaif Ahmet Ziyaüddin der ki:

İnsanların yararlanması için ve bir de benden taleb edilmesi üzerine bir kısım hadis kitaplarından seçmek ve kısa olanlarını tercih etmek sureti ile hadisleri derleyip toplamak istedim.

Allah Tealâdan hayrı taleb ettikten sonra, muteber hadis kitaplarından hükümleri ve mealleri açık olan ve ancak isnadları haz edilmek sureti ile hadisleri cem etmeğe başladım. Topladığım bu hadislerin, hıfz edilmesi kolay, faydası umumi ve bereketinin de şumullü olması için, dinin esaslannı ve onun usul ve kaidelerini ihtiva edenlerini toplamış oldum.

Allaha Hamd olsun, güzel bir hadis kitabı böylece husule geldi. Bu hadislerden her birinin sonunda, hadis âlimi imamlardan hangi imamın o hadisi kitabına derc etmiş olduğunu ve sahabeden olan ravilerini (yerine göre) bir raviden dokuz raviye kadar zikrettim. Keza hadisin, sahih, hasen, veya kavi ve zaif gibi nevilerine de işaret ettim.

19.yüzyılın başlarında son İslam devletinin beşiği Anadolu’nun şirin şehri Gümüşhane… Devlet-i Ebed Müddet üzerinde ilk ışıklarıyla gülümseyen güneşle, gecenin pusundan yepyeni bir güne, bir İslam büyüğüyle ayağa kalkıyordu bu şehir Gümüşhane…   devamı için ->>


Geniş toprakları kaplayan yüce devlet yavaş yavaş gölgelenmeye başlayan aşk ve vecdin, eski coşkunluğunun büyük ölçüde yitirildiği bu vakitlerde, bir kentiyle de olsa kaybolan değerlerini kucaklamaya çalışıyordu sanki…

1813 yılında (Hicri 1228) doğdu babasının adı Mustafa’dır.Gümüşhane’nin Emirler mahallesi (bugünkü Bağlarbaşı) bir İslam büyüğünün doğumuna sahne oluyordu. Gümüşhanevi beş yaşlarında okumaya başlar. Sekiz yaşlarında Kuran-ı Kerim, kaside, Delal-i Hayrat ve Hizb-ül Azam kıraatıyla icazet (diploma) alır.

Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi on yaşında iken babasıyla birlikte Trabzona hicret edip ticaret hayatına atılmış, ticaretten çok ilme ve irfana düşkün olduğunu gören babası, abisinin askerden dönene kadar kendisine yardım etmesini ister ve daha sonra okuması için istediği yere göndereceğini söyler.

Ondört yaşında iken babası birgün A.Ziyaüddine amcasıyla birkikte İstanbula gidip dükkan için gereken malları almasını ister buna sevinen Ziyaüddin İstanbula gidip dükkan için gerekli malları alıp geri dönecekleri sırada, Ahmet Ziyaüddin amcasına dönerek İstanbul’dan ayrılamayacağını amcasına çoktan beri arzuyla beklediği yere kavuşmuş bulunduğunu burada ilim tahsil etmek istediğini,babasınında sırası gelince ilim tahsil etmek için müsade edeceğini daha önceden söylediğini amcasına söyler babasının rıza göstermesi içim sıkı sıkıya tenbih eder.

Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Beyazıt medresine yerleşerek orada tahsile başlar. Akli ve nakli ilimlerde yüksek seviyeye ulaşarak alimlerden icazet alır daha sonra beyazıt medresesinde müderris olarak görev yapıp birçok talebeye icazet vermiştir.

Kalemi ve kelâmıyla mücâdele veren Gümüşhânevî, yeri gelince kılıca ve silaha sarılmayı da bilmiş 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşlarına iştirak ederek cephede bizzat çarpışmış, gönüllü gittiği bu savaşın kesintiye uğradığı bir ara Of’a gelerek tarikat neşrinde ve irşad hizmetinde bulunmuş, savaş başlar-başlamaz muharebe meydanına tekrar dönmüştür. Gümüşhâne vî’nin toplum hayatına, insanlara hizmet etmeye, sosyal faaliyetlere bu derece önem vermesi, biraz da müntesibi bulunduğu tarikatın hususiyetinden kaynaklanmaktadır. Nakşbendî Tarikatı, irşad faaliyetinde halkın içine karışmayı ve insanlara hizmeti ön plan da tutan bir anlayışa sahiptir.

Yirmi yaşına kadar Dersaadet medresesinde ilmin peçesini kaldırmaya çabalayan Gümüşhanevi hazretleri batın aleminin pencerelerini açacağı, büyük nuru kucaklayacağı otuz beş yaşlarında Mevlana Halid Bağdadi’nin bağlılarındandır. İç susuzluğunu gidermek arzusuyla sabırsızlanan Gümüşhanevi pek yakın bir zamanda kendisini kucaklayacak bir inanç kahramanını beklemesi öğütlenmiştir. Nakşi yolunun büyük mürşidi Halid Bağdadi’nin kendisinden sonraki son altın halkasının sahibini başkentte kucaklamaktadır.

Başkentte Abdülfettah hazretlerine gider. “Senin irşadın başkalarının eliyle olur, bekle” buyrulur. 1845 yılında İstanbul’a gelen şeyhi Abdülfettah hazretlerinden Nakşibendi, Kadirriye, Sührevdiyye, Kubrevviyeve Çeştiyye tarikatlarından icazet alır. Gümüşhanevi ayrıca şiirde usta edip bir alim olan Ervadi hazretlerinin iki yüz kırk’ı bulan eserlerini okutma görevi alır. Gümüşhanevi İstanbul civarında bulunan ve 1923 ten sonra yıkılan zaviyede ömrünün sonuna kadar öğrenci yetiştirmeye devam eder.

Doksan üç savaşına müritleri ile katılır, ateş hattında bulunur. Asker ve kumandanların maneviyatlarını yükseltir. 1863 yılında peygamberler ufkunun kokularıyla yoğrulmuş kutlu beldeye gider. Uzun bir süre sonra 1877 yılında tekrar hacca gider. Oradan Mısır’a gelir, burada kendi tasnifi olan Ramuz-ul E-hadis’i yedi kere okutarak yüzlerce alime icazet verir. O zamanlar müritlerinin sayısı bir milyonu aşmaktadır.

İslam’ın kuvvetlenmesi için bir matbaa kurar, Rize, Bayburt ve Of’a büyük kütüphaneler açar.  Gümüşhanevi hazretleri 29 yıl müddetle irşad etme görevini sürdürür. Her yıl biri Zilhicce diğeri Recep ayında olmak üzere halvete girer. Takva derecesi çok yüksektir. Gayet kanaatkar yaşar, çok zaman katıksız ekmekle yetinir, eline geçen parayı fakirlere dağıtırdı. Geceleri uyumaz zikir, ibadet ve eser yazmakla meşgul olurdu. Gündüzleri de öğrenci yetiştirmekle meşguldü. Kuşluk vakti oturduğu yerde yüzüne havlu örterek biraz uyurdu. Otuz sekiz yıl oruç tutulması haram günler dışında aralıksız oruç tutmuştur. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmez, yatsının abdesti ile sabah namazını kılardı. Hocası Muhammed Emin Efendi’de kendisine intisap edenler (bağlananlar)arasındaydı.

1893 yılında ihtiyarlık ve hastalık dolayısıyla halsiz düşmüştü. Tedaviye gelen doktor, kendisinden geçmiş vaziyette yatan Gümüşhanevi Hazretleri’nin başucunda durarak, etrafında hizmet edenlerden onun ayaklarını uzatmasını ister. Onlar da uzatırlar. Gümüşhanevi Hazretleri kendine gelince upuzun yattığını görür ve “ayaklarımı uzatıp yatmaktan haya ederim. Beni Huzur-u Hak’ta ayak uzatma suçuyla baş başa bırakmayın “buyurur. Hizmet edenler ayaklarını eski haline getirirler. Gümüşhanevi Hazretlerinin sohbetleri çok tatlı olurdu. Zaman zaman sohbetlerine ve derslerine Sultan Abdülmecit, Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamit de devam ederlerdi. Bilhassa Sultan Abdülhamit ile aralarında özel sohbet ve istişareleri olurdu. Öğrencileri arasında çok sayıda devlet adamı vardı.

Gümüşhanevi güzel ahlak ve güzel halleriyle meşhur olmuştur. Dünya malına kıymet vermezdi. Az konuşmak, az uyumak ve az yemek adetiydi. Yemekten evvel ve sonra tuza banar, misafirsiz sofraya oturmazdı. Sabah namazından işrak vaktine kadar ve yatsı namazından sonra mecbur kalmadıkça dünya kelamı konuşmamaya dikkat ederdi. Günde yetmiş bin kelime-i tevhit okumayı adet haline getirmişti. Yatacağı zaman mutlaka Yasin Süresini okurdu. Yaz aylarında Beykoz’ deki Yuşa Tepesi mevkiine çadır kurar, orada öğrencileriyle sohbet ederdi.

Beykoz’da kaldığı günlerden birinde elinde kamanla serseri serseri dolaşan birini görür, başını ondan yana çevirerek hizmetçiye “Git onu çağır gelsin” buyururlar. Hizmetçi çalgıcının yanına varır ve “Hocam Ziyaüddin Gümüşhanevi sizi istiyor” der. Çalgıcı gülmeye başlar ve Hocanız beni ne yapacakmış” diyerek alay eder. Hizmetçi “Ben de bilmiyorum, çağırmamı söyledi” der. Beraberce hocanın yanına varırlar. Ziyaüddin hazretleri “yaklaş” buyururlar. Eğilir gizlice kulağına bir şeyler fısıldar. Kemancı titreyerek ağlamaya başlar, tövbe eder ve hocaya öğrenci olur. Aradan hayli zaman geçer. Tövbekar kemancıya hocanın ona gizlice ne dediği sorulur. Kemancı şöyle anlatır.”Önceleri bir zatın talebesiydim. Lakin onun etrafındakilerin tutumunu beğenmedim. Oradan ayrıldım, serseri bir hayat yaşamaya başladım. Hak karşıma Ziyaüddin Hazretlerini çıkardı. O gün kulağıma “oğlum hocan seni bize ısmarladı. Artık hak yolu bizden öğrenirsin” buyurdu. Bunu duyunca hocamın yıllar önce bana “Oğlum seni Allah’ın Salih kullarına ısmarlıyorum” dediğini hatırladım ve titredim. Hocam da merhamet edip beni bu zilletten kurtardı” der.

Bir talebesi şöyle anlatır.” Hanımım hastalandı. Derdine çare bulamadık. Ben de hastalandın. Aradan altı ay geçti. Bir gün abdest alıp rabbimden bize derman göndermesini niyaz ettim. Birden Ziyaüddin Hazretlerini karşımda gördüm. Hayretler içinde kaldım çünkü hocam yürüme tam altı aylık çok uzak bir yerdeydi. Tebessüm ettiler, hatırımı sordular ve bize dua ettiler. O andan sonra hanımımda ve bende hastalıktan eser kalmadı”. Gümüşhanevi Hazretlerinin kerametleri pek çoktur. Yerimizin darlığı sebebiyle ancak bu kadarını aktarabildik.

Talebesi Hilmi Efendiye yazdığı mektubunda; Korku ve ümit arasında bulunmak, verdiği sözde durmak, Kişiyi öğünmeye sevk eden debdebeyi terk etmek, temizliğe dikkat etmek, nefis ve şehveti kırarak ahlakı güzelleştirmek, rahat ve huzur veren şeylerden uzak durmak, yalnızlığı seçmek, nefsin isteklerine uymamak, şeytani arzuları yok etmeye çalışmak,tevazu,şükür ve kanaat sahibi olmak gerektiğini nasihat eder.

Gümüşhanevi hazretleri öğrencilerine vasiyetinde “Amelleriniz, tahsiliniz ve ahlakınızla alim olun, insanlara seviyelerine göre hitap ediniz” buyururdu. “ Ölmeden önce ölümün sırrına ermek” kutlu sözünü hayatında mahyalaştıran ulu insan, bu dünyadaki çizginin bitmek üzere olduğu demlerde ölümle kucaklaşarak öte dünya çizgisine kavuşacaktır, Yaradan’ın yüce buyruğu gereği.

Devlet-i Ebed Müddet topraklarında güneşler çok doğup çok batmıştı. Ama bir vakitler gecenin pusunu bir inanç kahramanının doğuşuyla ağartan güneş; 1893 yılı Şubat ayının bir sabahında çehresi hüzünlü olarak doğacaktı. Anadolu’nun küçük ve mütavazi bir kentinde, Gümüşhane’de gün ışığına gözlerini açan yüce insan, dünyanın gözbebeği, sultanlar diyarı İstanbul’da 25 Mayıs1893 de Pazar günü vefat edecekti. Mezarı Süleymaniye Camiin avlusunda Kanuni Sultan Süleyman türbesinin kıble duvarına bitişik demir parmaklıklarla çevrili mekana konulacak ve mezarının ayak ucundaki kitabesinde “ Muhaddisin-i kiramdan fahrül meşayih Gümüşhaneli el-Hac Ahmet Ziyaeddin Efendi hazretlerinin ruh-ı mukaddislerine el-fatiha” yazılacaktı.

Gümüşhânevî hazretleri, az yemek, az uyumak ve az konuşmak gibi prensipleri içeren zühd ve takva dolu bir hayatı benimsemişti. Misafirsiz sofraya oturmazdı. Bütün nafile oruçları tutardı. Haftada iki defa müritleriyle topluca Hatme-i Hâce zikri icrâ ederdi. Salı geceleri zikirden sonra yetmiş bin kelime-i tevhit zikri yaptırmayı adet hal i ne getirmişti.

Yazlarını Beykoz’daki Yûşâ tepesinde çadır kurarak geçirirdi. Yine bir yaz günü Yûşâ tepesi’nde yakınlarıyla çadır kurmuş olan Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî (k.s.), elinde eski bir kemanla geçmekte olan bir çalgıcıyı çağırır. Adam, sizin hocanızla benim ne işim var, gidin işinize, siz keman çaldırıp para vermezsiniz, ben de sizin sözlerinize kulak asıp dediğinizi yapmam, derse de ısrar eder ve huzura getirirler.

Gümüşhânevî hazretleri, çalgıcının kulağına gizlice bir şey söyler. Adam bu sözler üzerine öyle bir cezbeye tutulup bağırır ki etraftakiler şaşırıp kalırlar. Çalgıcı, tövbekâr olur. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin kendisinin kulağına neler söylediğini merak edip soranlara uzun süre bir şey söylemez nihayet bir gün:

-“Ben gen çliğimde bir Bektâşî şeyhine intisap etmiştim, kendisi ehl-i sünnet ve’l-cemaatten idi. Vefat edeceği zaman “seni büyüklerden birine emanet ettim, sakın reddedip perişan olma, âhir ömründe iyi bir insan olursun inşaallah” demişti. Gümüşhaneli Efendimiz de bana “şeyhin seni bana emanet etmişti” demesi ile kendime sahip olamadım, bağırdım ve ellerine kapandım” demiştir.

Nakşbendiyye ve Hâlidiyye usulü gereği halvete çok önem verir, Zilhicce ve Recep aylarında senede iki defa halvete girerdi. Müridlerinden girmek isteyenlere de bu aylarda halvet yaptırırdı.

Yatarken ayak uzatarak uyumayı edebe aykırı saydığı için hiç bir zaman ayak uzatarak uyumamıştır. Bir defasında, hasta yatağında baygın bir şekilde dört büklüm yatan Gümüşhânevî (k.s.)’nin tedavisi için gelen doktor tarafından, ayakları uzatıldığında, kulaklarının ucuna kadar utancından kıpkırmızı kesilmiş, gözlerini hafifçe açarak, “bir de beni Rabbimin huzurunda ayak uzatma suçu ile başbaşa bırakmayın” diyerek ayaklarının toplanmasını istemiştir.

Bayram ve kandil gecelerini, müritleriyle birlikte sabahlara kadar zikir, fikir, tekbir, tehlil ve tahmidle geçiren Gümüşhânevî (k.s.) ömrünün son on sekiz yılını bayram günleri hariç oruçlu geçirmiştir.

A.Ziyaüddin, Sultan Abdulmecid, Abdulaziz ve 2.Abdulhamid devirlerinde yaşamış her üç padişahtan büyük alaka görmüş. Gümüşhânevî hazretleri 7 Zilka de 1311/13 Mayıs 1893 senesinde sabahleyin saat on sularında ansızın gözünü açıp “Hepsini isterim Ya Kibriyâ’!” diyerek dâr-ı bekâya irtihal eylemiştir. Kabri, Süleymaniye Camii avlusunda Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin kıble tarafındadır. Yanlarındaki kabirde zevceleri Havva Seher Hanım yatmaktadır.

Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî hazretlerinin Süleymaniye Camii Şerifi avlusunda, Kanûnî Sultan Süleyman Türbesi’nin, kıble duvarına bitişik, demir parmaklıklarla çevrili makberinin, mezar taşı kitabesi aynen şöyledir:

Nazar kıl çeşm-i ibretle, makâm-ı ilticâdır bu!
Erenler dergâhı, bâb-ı füyûzât-ı Hüdâ’dır bu!

Ziyâüddîn-i Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne,
Şehir-i şark-u garbın, mürşid-i râh-ı Hudâdır bu!..
Muhakkak ehl-i Hakk ölmez, ebed haydır bil ey zâir!
Saray-ı kalbini pâk eyle, bâb-ı evliyâdır bu!
Şu’a-ı dürr-i vahdet, menba’-ı ilm-i ledünnîdir.
Mükemmel vâris-i şer’-ı Mahmmed Mustafâ’dır bu.
Hilâfet müddetinden, “İrcii” vaktine dek Hakk’a,
Tarîk-i Hâlidî’yi neşr eden, Hakk-reh-nümâdır bu.
Cilâ-yı ruhdur zikri, mürîdana gıdâdır bu!”


Ahned Ziyaüddin Gümüşhanevi (k.s) Hz ömürleri boyunca Akaid, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf ve dada çok hadis alanlarında atmışı aşkın eser vermiştir.

Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin eserlerinden bazıları:

1 .Ramuz-ül Ehadis

2.Garibül Ehadis

3.Hadisi Erbain

4.Cami-ul-usul

5.Ruh-ul Arifin

6.Mecmuatıl Ahzap

7.Kitab-ul Arifin

8.Necat-ül Gafilin

9.Netaic-ül İhlas

10.Cami-ül Menasik

11.Cami-ül Mutün

12.Vesiyetleri’dir.

Reklamlar
HAMED ZİYAUDDİN GUMUSHANEVİ HZLERİ HAYATI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s